Titreyen elini uzattı ve henüz düz olan karnına, incecik bir pamuk katmanının altında büyüyen o minik varlığı korurcasına, yavaşça dokundu.
O sırada lavabonun kenarında titreşen telefonun ekranı yandı. Takvim hatırlatıcısı ekranda parlıyordu: "Yarın: Üçüncü Evlilik Yıldönümü." Leyla'nın gözlerinde o an soluk bir ışık titredi. Belki bu çocuk, Kenan'ın kalbindeki o buzul dağını eritebilecek tek güneş ışığıydı. Belki de bu haberi duyduğunda, ona son üç yıldır gösterdiği o insansız soğukluğu bir kenara bırakıp ona kocasını geri verebilirdi.
Leyla banyodan çıktı. Ayakları çıplaktı ve yalıdaki o devasa salonun buz gibi mermer zeminine basıldığında, soğukluk topuklarından yukarı doğru, kalbine kadar ulaştı. Salon inanılmaz derecede boş ve sessizdi. Sadece duvarlardaki Osmanlı motiflerinin gölgeleri, bu devasa boşluğu daha da boğucu kılıyordu. Bu ölüm sessizliğini doldurmak için cam sehpanın üzerindeki uzaktan kumandayı aldı ve televizyonu açtı. Ekranda parıldayan ışıklar bir an için olsun odanın kasvetini dağıttı.
Ancak ekran aniden değişti. Kanal, canlı bir eğlence haberi yayınına geçmişti. Kamera, İstanbul Havalimanı'nın dış hatlar geliş terminaline odaklanmıştı. Leyla'nın gözbebekleri aniden daraldı. Ekranda, o siyah Mercedes-Maybach'ı her yerde tanıyabilecek kadar iyi biliyordu. Araç durduğunda, kapı açıldı ve Kenan dışarı adım attı. Üzerindeki özel dikim takım elbise onun geniş omuzlarına tam oturuyordu. Yüzü, kameraların flaşları altında bile granit kadar sert ve soğuktu.
Spiker heyecanlı bir sesle Aydın Ailesi'nin küçük kızı Selin'in Paris'ten döndüğünü duyuruyordu. Kamera bir anda pasaport kontrol noktasına kaydı. Selin, baştan aşağı bembeyaz bir elbiseyle dışarı çıktı. Aniden, bavulunun tekerleğine takılmış gibi yaparak öne doğru sendeledi. Kenan bir adım atarak onu kolları arasına aldı. O kollar, Leyla'nın son üç yılda hiç görmediği bir şefkatle Selin'in belini sarıyordu. Selin başını kaldırıp Kenan'a baktığında, yüzünde beliren o tatlı ve zafer dolu gülümseme, Leyla'nın on yıllık ömründe bir kez bile göremediği bir samimiyetle parlıyordu.
Leyla'nın midesi aniden bulandı. Öylesine şiddetli bir kasılma oldu ki, elleri istemsizce ağzını kapattı. Boğazına yükselen o fiziksel mide bulantısını, çiğ et kokusunu bastırmak için var gücüyle yutkundu. Gözlerini zorla ekrandan ayırıp, pencerenin dışında karanlık sularıyla kabaran İstanbul Boğazı'na baktı. Camdan süzülen soğuk rüzgâr bile içindeki o derin üşümeyi dindiremiyordu.
O an, kapı kilidinin döndüğü metalik ses koridoru yırttı. Ağır meşe kapı itildiğinde menteşelerden gelen gıcırtı, Leyla'nın sinirlerini gerdi. Oturduğu kanepeden hızla kalktı ve yüzündeki o kansız solgunluğu gizlemek için koridorun köşesindeki sütunun gölgesine saklandı. Ayaklarının ucuyla yere basarak nefesini tuttu.
Kenan koridora girdi. Ardında özel avukatı Emir Yılmaz vardı. Kenan kravatını tek eliyle çekiştirerek gevşetti ve sesi, koridorun mermer duvarlarında yankılanacak kadar soğuk ve emrediciydi.
"Boşanma anlaşmasını hemen hazırla."
Avukat dosyalarına göz atarak ihtiyatla sordu, "Eğer bu süre zarfında hamile kalırsa, evlilik öncesi anlaşmanın maddelerinde bir değişiklik yapmamız gerekir mi?"
Kenan'ın dudaklarında iğrenç bir alay belirdi. Hiç tereddüt etmeden, sanki önemsiz bir işten bahsediyormuş gibi yanıtladı. "Bir kaza olursa, çocuğu aldırır. Anlaşma bir harf bile değişmeyecek."
Leyla'nın kalbi, göğüs kafesine indirilen ağır bir çekiç darbesi gibi sarsıldı. Elleri istemsizce, henüz hiçbir şey belli olmayan karnına kapanırken, sıcak gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. Dehşet içinde bir adım geri çekildi, ancak omzu koridorun kenarındaki konsolun üzerindeki o porselen vazo ile temas etti. Vazonun mermer üzerinde çıkardığı o boğuk sürtünme sesi, sessizlik içinde bir patlama gibi duyuldu.
Kenan'ın keskin bakışları anında koridorun gölgesine fırladı. Gözleri karanlıkta bir avcı gibi parlıyordu. "Kim var orada?" diye bağırdı, sesi taş gibi sertti.
Leyla dudaklarını o kadar şiddetli ısırdı ki, ağzında sıcak ve metalik bir kan tadı yayıldı. Çığlık atma dürtüsünü yutarak, bedenini duvara yapıştırdı. Tam o sırada, koridorun diğer ucundan yaşlı hizmetçi göründü. "Efendim, ben temizlik yaparken masaya çarptım," dedi yalan söyleyerek.
Kenan omzunu silkti. Bakışlarındaki şüphe kaybolmamıştı ama önemsemedi. Avukatıyla birlikte çalışma odasına girdi ve ağır kapıyı arkasından çarparak kapattı.
Leyla, sırtını buz gibi duvara yaslayarak yere kayıverdi. Bebeğini ona söyleme hayali, o kapının çarpmasıyla birlikte paramparça olmuştu. O andan itibaren, bu hamileliği son nefesine kadar saklamaya, onu bu adamın acımasız dünyasından korumaya and içti.