Tam o sırada dışarıdan kaba adımlar duyuldu. Köhne ahşap kapı, Çakır'ın tekmeleriyle güm diye açıldı. Buz gibi Boğaz rüzgarı içeri dolarken, Leyla anında masanın üzerindeki kalın, siyah çerçeveli gözlükleri taktı. Vücudu bir anda küçüldü, omuzları düştü ve odanın bir köşesine sinerek o alışıldık pısırık haline büründü.
"Kalk, sürtük," diye hırladı Çakır.
Ayağının dibine, toz bulutu içinde ucuz ve modası geçmiş bir nedime elbisesi fırlattı.
"Serap Hanım'ın düğünü var. Bunu giyip o aşağılık suratını göstereceksin. Demirören ailesiyle yapılacak o yüzyılın düğününde ailenin bir de akıl hastası kızı olduğunu herkes görsün istemiş annen."
Leyla başını eğdi, kekeleyerek cevap verdi: "T-tamam."
Çakır arkasını döndüğü an, Leyla'nın gözlerinden buz gibi bir nefret geçti.
Hizmetçi gittikten sonra, yatağın altından kilitli, eski bir sandığı sürükleyerek çıkardı. Karmaşık bir şifre girdi ve kapak sessizce açıldı.
İçinde, son derece sade ama bir o kadar da asil, koyu gece mavisi bir elbise duruyordu.
Hiç tereddüt etmeden o ucuz nedime elbisesini giydi, sonra da o muhteşem elbiseyi onun içine sakladı.
Üzerine bol, eski bir palto geçirerek vücudunu gizledi. Köşkün ana binasına doğru yürürken Boğaz'ın soğuk rüzgarı yüzüne çarpıyordu.
Düğün, denize nazır çim alanda kurulmuştu. Misafirler cıvıl cıvıldı. Leyla ortaya çıktığı an, etrafındaki fısıltılar anında başladı.
Sosyetenin tanınmış simalarından Melis, onun ucuz paltosuyla alay ederek yüksek sesle güldü. "Şahinlerin şu meşhur delisi de gelmiş! Üstündekine bakın, ahırdan mı çıkmış?"
Leyla duymamış gibi davranarak bir köşeye çekildi.
Az sonra, üzerinde abartılı bir gelinlik olan Serap yanına geldi. Gelinliğinin ne kadar özel olduğunu anlatmaya başladı. "Bunu ünlü tasarımcı Rosa'nın son öğrencisi yaptı, biliyor musun? Bir servet değerinde."
Leyla başını eğerek mırıldandı, ama sesi buz gibiydi: "Gelinliğin belindeki dikiş hattı... ölümcül bir hata."
Serap'ın yüzü anında değişti. "Sen ne anlarsın modadan, geri zekalı!" diye bağırdı.
Leyla korkmuş gibi kekeledi: "S-sadece... Rosa'nın geçen yıl çöpe attığı bir taslağa benziyor."
Yanlarında duran kıdemli bir moda editörü bu sözleri duydu. Şok içinde gelinliğin detaylarını incelemek için yaklaştı.
Editör bir anda haykırdı: "Aman Tanrım! Bu gerçekten de Rosa'nın özel bir atölye çalışmasında gösterdiği o kusurlu taslak! Dikiş tekniği aynı!"
Serap'ın yüzü kireç gibi oldu. Misafirlerin bakışları bir anda şüpheyle doldu. Leyla ise sessizce gölgelerin arasına çekildi.
Cebindeki yedek telefon titredi. Ekrana bakmadan, uluslararası bir moda haftasının telif haklarıyla ilgili bir onay mesajı yazdı. Mesajın sonuna imzasını ekledi: Rosa.
Tam o sırada, Cihan Demirören'in siyah Maybach konvoyu alana giriş yaptı. Bütün gürültü bir anda kesildi.
Cihan arabadan indi. Bakışları o kadar soğuk, duruşu o kadar otoriterdi ki tüm alanın havası değişti. Göz ucuyla bile Serap'a bakmadı.
Nikah töreni başladı. Nikah memuru Kalem Bey, kalın elektronik kayıt defterini açtı.
Serap heyecanla bekliyordu. Ancak Kalem Bey, sistem ekranına bakarken kaşlarını çattı.
Sayfayı tekrar tekrar yeniledi. Herkes nefesini tutmuştu. Cihan bile hafifçe kaşlarını çattı.
Kalem Bey terini sildi ve mikrofona konuştu. Sesi titriyordu. "Sistem... sistem, Cihan Bey'in zaten yasal olarak evli olduğunu gösteriyor."
Salonda bir uğultu koptu. Serap, "Ne demek evli? Gelin kimmiş?" diye çığlık attı.
Kalem Bey titreyen bir sesle o ismi okudu: "Leyla Şahin."
Tüm spot ışıkları, bir anda köşede, eski püskü paltosu içinde duran Leyla'nın üzerine döndü.
Leyla korkmuş gibi yüzünü kapattı. Ama parmaklarının arasından, gözleri, az ilerideki Cihan'ın karanlık ve ölümcül bakışlarıyla buluştu.
---